Allah’ın İndirdiği İle Hükmetmeyenler

Bismillah..

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez. 

Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Hakimiyet ve teşri yetkisinin ilahlığın yegane hususiyetlerinden olması Allah’ı ilah olarak birleyen bir ferdin sadece O’nun hükümleri ile hükmetmesini gerekli kılmaktadır. Allah Subhanehu ve Teala bu noktada hiçbir kulu muhayyer bırakmamış, alemlere rahmet olarak gönderdiği son rasulüne dahi bir serbestiyet hakkı tanımamıştır. Nitekim hakimiyet mefhumuna dair temel esasların arka arkaya zikredildiği Mâide suresinde Allah Subhanehu ve Teala öncelikle yahudilere gönderilen bütün nebilerin Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmettiğini ve yine aynı şekilde onların yöneticileri konumunda olan din adamlarının da başkasıyla değil sadece Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmettiklerini bildirmiştir. Ve nebisini de bu hususta muhayyer bırakmamış ve insanların kendisini Allah’ın indirdiği ile hükmetmekten alıkoymaması hususunda uyarmıştır. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Ku- ran’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın.” (Mâide, 5/49)

Elbette sadece Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetme gereği ve nebilerin dahi bundan müstesna tutulmadıkları gerçeği Allah’ın indirdiği hükümlerden yüz çevirmenin açık bir küfür, ayan beyan bir tuğyan olduğu gerçeğini de ortaya koymaktadır. Nitekim Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Mâide, 5/44)

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mâide, 5/45)

“Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Mâide, 5/47)

Ayetlerin nüzul sebebine dair Bera b. Azib (radıyallahu anh)’dan gelen rivayet şu şekildedir:

“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanından kendisine tahmim yapılmış (yüzü siyaha boyanmış) ve sopa atılmış bir yahudi geçti. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onları çağırdı ve şöyle dedi:

‘Zina yapanın cezasını kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?’ Yahudiler:

‘Evet’ dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onların alimlerinden bir adam çağırıp ona dedi ki:

‘Musa (aleyhisselam)’a Tevrat’ı indirenin hakkı için söyle. Zina yapanın cezasını kitabınızda böyle mi buluyorsunuz?’ Alim şöyle dedi: ‘Tevrat’ı indirenin hakkı için demeseydin sana gerçeği bildirmezdim. Zinanın cezası kitabımızda taşlayarak öldürmektir. Fakat şereflilerimiz içinde zina çoğalınca ve zina yaparlarken yakalanınca, şerefli oldukları için onlara ceza uygulamayı terk ettik. Fakat zina yapan zayıf kimselere taşlayarak öldürme haddini uyguladık.’ Bir gün aramızda:

‘Zina konusunda hem şereflilerimize, hem de zayıflarımıza uygulayacağımız bir tek ceza belirleyelim’ dedik. Böylece taşlayarak öldürme cezası yerine tahmim ve sopa vurma cezasını uygulamaya karar verdik.’ Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

‘Ey Allah’ım! Vermiş olduğun emri, ölümünden sonra tekrar ilk canlandıran benim’ dedi ve zina yapan evli kişinin taşlanarak öldürülmesini emretti. Bunun üzerine Mâide suresi 41. ayeti indi. 

Yahudiler dediler ki: ‘Eğer Muhammed sopa ve tahmim cezası verirse, bunu ondan alın, eğer recm cezası verirse, bunu ondan almayın.’ Bunun üzerine Allah Subhanehu ve Teala Mâide suresi 44-45-47. ayetleri indirdi.

Bera b. Azib (radıyallahu anh) bunu söyledikten sonra: ‘Bu ayetlerin hepsi kafirler hakkında inmiştir’ dedi.” [1] 

Ayetlerin nüzul sebebine dair değişik rivayetler vardır. Fakat alimler bu rivayetlerin arasında bir çatışma olmadığını, tüm rivayetlerin aynı olayı naklettiklerini belirtmiştir.

Allah Subhanehu ve Teala, bu ayeti kerimelerinde indirdikleriyle hükmetmeyenler hakkında onların kafirler, zalimler ve fasıklar olduklarını beyan etmektedir. Bu hüküm, Allah Subhanehu ve Teala’nın indirdiklerini bir kenara bırakarak kendileri ve halkları için kanunlar uyduranlar ve bu uyduruk kanunlarla hükmedenler hakkında umumdur. Ayetlerin “men” (her kim) şart edatı ile başlaması bu ayetlerin hükmetme makamında bulunan herkese şamil olduğunu göstermektedir. Tüm Nebilere ve ümmetlerine Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek terki küfür olarak yazılmış bir farzdır. 

Allah’ın indirdikleriyle yönetmeyenler hakkında Allame Şevkani (rahimehullah) şöyle demiştir:

“Hiç bir şek ve şüphe yoktur ki bu, Allah Subhanehu ve Teala’ya ve Rasulü’nün diliyle emrettiği kitabın ve Rasulü’nün diliyle kulları için seçtiği şeriatına karşı küfürdür. Hatta onlar Adem (aleyhisselam)’ın zamanından bu zamana kadar gelip geçmiş bütün şeriatlara küfür ediyorlar. Onlara karşı cihad vaciptir. İslam’ın hükümlerini kabul edip, onlara gönüllü itaat edene kadar ve tâbi oldukları bu tağuti şeytani hükümlerin hepsini terk ederek kendi aralarında tertemiz olan İslam şeriatıyla hüküm edene kadar onlara karşı savaşmak emrolunmuştur.” [2]

Seyyid Kutub (rahimehullah) şöyle demiştir: “Şart ve cevabı umumi, böyle kati ve kesin bir hüküm. Zaman ve mekanın hududunu aşarak, herhangi bir nesil ve herhangi bir cemiyette Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen her ferde şamil umumi bir kaide.

Allah’ın indirdiği ile hükmetmemek, uluhiyetin reddi demektir. Teşri hakimiyet, uluhiyetin değişmez özelliklerindendir. Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla hükmedenler, bir taraftan Allah’ın uluhiyetini ve uluhiyetin özelliklerini reddetmekte diğer taraftan uluhiyet hakkını ve ona ait özellikleri kendi şahsı için iddia etmektedirler. Bu da küfür değilse, hangisi küfürdür?” [3] 

Bununla beraber tefsir usulünün meşhur kaidesine göre, sebebin hususi olması, ayette belirtilen hükmün umumi olmasına bir engel teşkil etmez. Yani, ayet belirli bir olay üzerine nazil olmuştur. Ancak hükmü herkesi kapsamaktadır. Bundan dolayı ayetler her ne kadar yahudiler hakkında nazil olsa bile, ayetlerin ihtiva ettiği hükümler, hükmetme makamında bulunan herkes için geçerlidir. Nitekim, alimler de bu yönde görüş belirtmişlerdir. 

İbn Mesud ve Hasen der ki: “Bu ayet ister müslüman, ister yahudi, ister kâfir olsun Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen herkes hakkında umumidir.” [4] 

Bera b. Azib, Huzeyfe ibn Yeman, Abdullah İbn-i Abbas, Ebu Miclez, Ebu Reca, İkrime, Hasan El Basri ve diğerleri derler ki: “Bu ayet ehli kitab hakkında nazil olmuştur. Ayrıca Hasan El Basri bunun bizim üzerimize de vacip olduğunu söylemiştir. Abdurrezzak, Süfyan Es Sevri kanalıyla İbrahim’den naklen bu ümmet için de geçerli olduğunu söylemiştir. Bunu İbn-i Cerir rivayet etmiştir.” [5] 

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Onlar, hala cahiliye devrinin (şirk olan) hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir kavim için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?” (Mâide, 5/50) 

İbn Kesir (rahimehullah) şöyle demiştir: “Allah Teala, muhkem ve her hayrı ihtiva eden, her şerri yasaklayıcı olan hükümlerinden yüz çevirip, bunun yerine cahiliyede olduğu gibi kişilerin görüşlerine, dalalet ve sapıklığı ihtiva eden değer yargılarına ya da çeşitli dinlerin karışımı ve beşeri görüşlerden maydana gelen Cengiz Han’ın vaaz ettiği Yes’ak gibi İslam dışı hükümlere yönelenin imanını kabul etmiyor. Yes’ak, Cengiz Han’ın Kur-an, Tevrat, İncil ve kendi görüşlerine dayanarak ortaya koymuş olduğu kanunları ihtiva eden bir kitabtır.Cengiz Han öldükten sonra yerine geçen çocukları, İslam’a girdiklerini söyledikleri halde bu kitabı anayasa kitabı olarak görmeye devam ettiler. Allah’ın kitabı ve Rasulullah’ın sünnetini bir kenara atarak bu kitabtaki hükümlerle Tatarlara hükmettiler. İşte böyle davranan kimseler kafirdir. Bunlarla büyük küçük her meselede yalnız Allah’ın ve Rasulü’nün hükmüne dönünceye kadar savaşmak farzdır.” [6] 

Muhammed bin İbrahim (rahimehullah) şöyle demiştir: “Dünyevi kanunlarla hükmeden bir kimse ‘ben bunun bâtıl olduğunu elbette ki kabul ediyorum’ dese bunda onun için bir delil yoktur. Aksine o şeriatla bağını koparmıştır. Bu bir kimsenin : ‘Ben putlara ibadet ediyorum ve bunun elbette ki bâtıl olduğuna inanıyorum’ desemesine benzer.” [7] 

Anlaşılacağı üzere Allah Teala’nın indirdiği kanunları yürürlükten kaldırmak, onların yerine geçmek üzere kanunlar koymak ve bu beşeri kanunlarla hükmetmek küfürdür.        

Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

DİPNOTLAR
[1] (Müslim, Hudud: 28)
[2] (ed-Deva el-Acil: 34)
[3] (Fî Zilâl’il Kur-ân: 4/256-257)
[4] (Câmiu li Ahkâmi’l Kur-ân:  6/244)
[5] (Tefsîru’l Kur-ân’il-Azîm: 5/2349-2350)
[6] (Tefsîru’l-Kur-âni’l-Azîm: 3/131)
[7] (Mecmua Resâil ve’l-Fetevâ: 6/189, 1451. Soru)

Etiketler

Bunlarda ilginizi çekebilir...