Hicret

Admin Genel 1.310 Kişi Okudu

Bismillah..

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez.

Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Hicret, şirkten tevhide, şerden hayra, bâtıldan hakka, zilletten izzete yol alışın adıdır.Tüm peygamberlerin asrın tağutlarına karşı ortak hareketidir. Tevhidin yücelmesi, küfrün yerle bir olması için pasif direniş döneminden aktif direnişe geçiştir. Allah’ın rızasını kazanmak için candan, maldan ve sevdiklerinden vazgeçmenin adıdır. Hicret, tevhidi bir toplumunun oluşturulması için ilk adımdır.

Hicret kelimesi, “hecera” kökünden türemiştir. Lügatte, bir şeyi terk etmek, onunla ilgiyi kesmek, o şeyden bedenen, lisânen ve­ya kalben ayrılıp uzaklaşmak gibi anlamlara gelir. Istılahta ise, Allah’ın nehyettiği şeyleri terk etmek, d’arul harpten dârul İslam’a göç etmektir.

Hicret, dünya nimetlerine ulaşmaya, imkânların genişlemesine, sıkıntı ve darlıkların ortadan kalkmasına ve Allah’ın rahmetine kavuşup ebedi saadete ulaşmaya bir vesiledir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Hacc, 22/58)

“Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer ve bolluk bulur. Kim Allah ve Rasulü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisâ, 4/100)

 “İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah, gafûr ve rahîmdir.” (Bakara, 2/218)

“İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.” (Tevbe, 9/20)

İslam’da hicret iki türlü olmuştur:

1- Korku ülkesinden (dârul havf), emniyet ülkesine (dârul emn) hicret. Bir müslümanın, can, mal ve din güvenliği bulunmaması nedeniyle, korku ülkesinden her yönden emin olabileceği güvenlik yurduna göç etmesidir. Sahabelerin Habeşistana hicreti gibi.

2- Dârul harpten dârul İslam’a hicret. Dini inanç ve amellerine izin verilmemesi nedeniyle bir müslümanın, kâfirlerin hakimiyetinde olan bir beldeden müslümanların yaşadığı İslam ül­kesine göç etmesidir. Bu da Allah Rasulü’nün Medine’ye hicreti ile başlayan dönem gibi.

Kıyamete kadar hükmü baki olan bu hicret hususunda fukaha bazı tafsilatta bulunmuştur.

Dârul harpte dinini açığa vurmaya gücü olmayan ve farzları yerine getiremeyen bir kimsenin dârul İslam’a hicret etmesi, hicrete güç ve imkânı varsa vaciptir. Eğer bu kimse hicret edebilme gücüne sahip olduğu halde, dârul İslâm’a hicret etmez ise, İslam o kimseden beri ve uzaktır. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: ‘Ne işde idiniz!’ dediler. Bunlar: ‘Biz yeryüzünde çaresizdik’ diye cevap verdiler. Melekler de: ‘Allah’ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!’ dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (Nisâ, 4/97)

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Ben, müşriklerin arasında ikamet eden her müslümandan beriyim.” [1]

Yine bir başka hadisi şerifte Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim müşrik bir kimse ile beraber olur ve onunla beraber ikamet ederse, o da müşrik gibidir.” [2]

Dârul harpte dinin emirlerini yerine getiremeyenlerden, hicrete güç ve imkânları bulunmayanlar ise hicretin hükmünden istisna edilmişlerdir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Erkekler, kadınlar ve çocuklardan âciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiç bir yol bulamayanlar müstesnadır. İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.” (Nisâ, 4/98-99)

Dârul harpte dinin emirlerini serbestçe yerine getirip bu hususta fitneye maruz kalmadan tevhidi gerçekleştiren, kâfirlerden ve mensup oldukları şeylerden uzak duran ve onların bâtıl üzere olduklarını hiç çekinmeden söyleyerek dinini izhar eden bir kimsenin dârul İslam’a hicret etmesi vacip değil müstehabdır.

İbn Teymiye (rahimehullah) meşhur Mardin fetvasında şöyle demiştir: “Hamd Allah’a aittir. Mardin’de veya başka yerlerdeki müslümanların kanları ve malları haramdır. İster Mardin halkı, isterse başkaları olsun, İslam şeriatından çıkanlara yardım da haramdır. Orada yaşayan eğer dinini yerine getirmekten aciz ise hicret üzerine vacip olur. Böyle bir acziyet söz konusu değilse hicret vacip değil müstehaptır. Müslümanların düşmanlarına canları veya malları ile yardım etmeleri haramdır. Gerek kaçarak, gerek tevriye yaparak, gerek aldatarak; hangi yolla olursa olsun, bundan kaçınmak üzerlerine vaciptir. Eğer bundan kaçınmaları ancak hicret ile mümkün oluyorsa hicret etmeleri farz olur.” [3]

İmam Nevevi (rahimehullah) ise şöyle demiştir: “Dârul küfürde müslüman zayıf olup dinini izhar etmeye gücü yoksa, orada ikamet etmesi haramdır ve dârul İslam’a hicret etmesi gerekir. Hicret edecek gücü yoksa, buna güç yetirinceye kadar mazurdur. Dârul küfür hükmündeki o yer, bu kişi hicret etmeden önce fethedilirse, hicret vacibiyeti bu kişi üzerinden düşer. Halk kendisine itaat ettiği için veya kendisini koruyan bir aşirete sahip olduğu için dinini izhar etme gücü varsa ve dininden dolayı tehlikeden korkmuyorsa, hicret etmesi vacip değildir. Sadece onların nüfusunu fazla göstermemek veya onlara meyletmemek yahut kendisine komplo kurmamaları için hicret etmesi müstehap olur. Böyle bir durumda da olsa hicret etmesinin vacip olduğu da nakledilir ancak müstehap olması daha kuvvetlidir.” [4]

Bu durumda olan müslümanlar, dârul harpte ikamet etmekle her an onlara meyletme tehlikesiyle karşı karşıya oldukları gibi bu topluluğun çok görünmesine de yardım etmiş olurlar. İslam ülkesine hicret etmekle hem müslümanlara destek ve yardımcı olurlar hemde gayrimüslim bir toplumda kalarak Allah’a isyana ve münkere şahid olmaktan kurtulurlar.

Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

DİPNOTLAR
[1] (Ebu Davud: 2645 ; Tirmizi: 1604)
[2] (Ebu Davud: 2787 ; Taberani: 7023) 
[3] (Mecmûu’l-Fetâvâ: 28/135)
[4] (Ravdatu’t-Talibin: 10/282)

Etiketler

Bunlarda ilginizi çekebilir...