İman

Admin Kavramlar 2.739 Kişi Okudu

Bismillah..

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez.

Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

İmanın Tanımı

İman kelimesinin lügatte, emniyet ve tasdik olmak üzere iki anlamı vardır. Birinci anlamı emniyet yani güven ve huzur vermektir. Korkunun zıddıdır. “Onu korkuttum” demenin zıddı olarak “Ona güven verdim” denir. İkinci anlamı tasdik ise sözünü davranışıyla doğrulayan tasdik eden demektir. Tasdik: tekzibin, yani yalanlamanın zıddıdır. Istılahta ise, kalp ile tasdik, dil ile söylemek ve organlarla amel etmektir. İman; itaatlerle artar, masiyetlerle azalır.

İmanın tanımını yaptıktan sonra bu tanımın delillerini kısaca zikredelim.

Kalp ile Tasdik: Kalbin hakkı tanıması, O’na bağlanması, O’nu tasdik etmesi, O’nu ikrar etmesi ve O’na kesin olarak inanmasıdır. İman; kalbin bağlandığı, tutunduğu ve hakkında tereddüt etmediği şeydir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Ey Resul! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla ‘inandık’ diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin.” (Mâide, 5/41)

Henüz iman kalplerinize girmedi.” (Hucurât, 49/14)

İmam Begavî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Allah Teala, bu ayeti kerimesinde imanın hakikatinin kalp ile tasdik olduğunu, dil ile söylemenin ve beden organları ile izhar etmenin kalbte tasdik ve ihlas olmaksızın iman sayılamayacağını bildirmektedir.” [1]

Ebû Said el-Hudrî (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten sonra Allah Subhanehu ve Teala: ‘Kalbinde hardal danesi ağırlığınca imanı olanı (ce­hennemden) çıkarın’ buyurur.” [2]

Dil ile Söylemek: Dilin ikrarı ve bağlanmasıdır. Yani kelime-i şehadeti söylemek ve gereklerini ikrar etmektir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

Deyin ki: Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik.” (Bakara, 2/136)

İbn Teymiyye (rahimehullah) şöyle demiştir: “Kelime-i şehadeti güç yetirdiği halde ikrar etmeyen kimse müslümanların ittifakı ile kâfir olmuştur. Ümmetin selefi, imamları ve cumhuru ulemasının yanında zahiren ve bâtınen küfre düşmüştür.” [3]

Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Ahkâf, 46/13)

Enes bin Mâlik (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar ‘la ilâhe illallah’ deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim Allah’tan başka ilah yoktur derse meşru bir gerekçesi dışında canını ve malını benden korumuş olur. Onun hesabı Allah’a aittir.” [4]

İmam Nevevi (rahimehullah) şöyle demiştir: “Hadisten anlaşılmaktadır ki, Allah Rasulü’nün getirmiş olduğu şeylerin tamamına ve kelime-i şehadetin manasına iman ederek onu ikrar etmek imanın şartıdır.” [5]

Organlarla Amel Etmek: Emredilenleri ve vacibleri yapmak, yasaklanan şeyleri ve haramları terk etmektir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır.” (Bakara: 2/177)

Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir.” (Bakara, 2/143)

İmam Malik (rahimehullah) şöyle demiştir: “Ben bu ayet-i kerime vesilesiyle (amelleri imandan saymayan sapık) mürcie’nin : ‘Namaz imandan değildir’ şeklindeki sözlerini hatırlıyorum (da böyle bir sözü nasıl söylediklerine şaşıyorum).” [6]

İbn Abbas (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre: “Beni Abdulkays heyeti Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’e gelince Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem) onlara Allah’a iman etmeyi emretti ve onlara: ‘Allah’a iman nedir biliyor musunuz? dedi. Onlar ‘Allah ve Rasulü daha iyi bilir’ dediler. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem): ‘Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucunu tutmak ve ganimetin beşte birini vermeniz demektir’ buyurdu.” [7]

Anlaşılacağı üzere iman, kalpte kesinlik kazanan, lisan ve davranışlarla doğrulanan, Allah’ın emirlerine uyularak ve yasaklarından sakınılarak organlarda meyveleri açıkça görülen şeydir. İman, yukarıda saydığımız üç unsuru da içine alır. Kişi bunların hepsini yerine getirirse, imanı sahihtir. Bunlardan ikisini yerine getirip diğerini yerine getirmezse imanı geçerli olmaz.

Ehli Sünnet İmamlarının İmanın Tanımındaki İcması

Ehli Sünnet imamları, imanın kalp ile tasdik, dil ile söylemek ve organlarla amel etmek olduğunda, artıp eksildiğinde ve amelsiz imanın sahih ve geçerli olmadığında icma etmişlerdir. Bu nakillerden bazıları şunlardır:

İmam Sufyan b. Uyeyne (rahimehullah) şöyle demiştir: “İman, söz ve ameldir. Bizden öncekilerden onu, söz ve amel olarak aldık. Amel olmadan söz olmaz.” [8]

İmam Şafii (rahimehullah) şöyle demiştir: “Sahabe, tâbiin ve onlardan sonra bizim kendilerine yetiştiğimiz kimseler: ’İman; söz, fiil ve niyettir. Herhangi biri diğeri olmadıkça geçerli değildir’ diye icma ettiler.” [9]

İmam Ahmed b. Hanbel (rahimehullah) şöyle demiştir: “Tâbiinden, müslümanların imamlarından, selef imamlarından ve çeşitli ülkelerin fıkıhçılarından doksan kişi, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefat ettiği esnadaki sünnetine göre (ki bu sünnetten pek çok örneği zikretti) ‘iman; söz ve fiildir. İtaatle artar, masiyetle eksilir’ diye icma ettiler.” [10]

İmam Begavî (rahimehullah) ise şöyle demiştir: “Sahabiler, tâbiin ve onlardan sonra gelen sünnet alimleri amelin imandan bir cüz olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Onlar dediler ki: İman; söz, amel ve akidedir.” [11]

İmanın Artması ve Eksilmesi

Ehli Sünnet ve’l Cemaat’in üzerinde icma ettikleri akideye göre iman dağ gibi oluncaya kadar itaatlerle artar ve hiçbir şey kalmayıncaya kadar da masiyetlerle eksilir. Mü’minler arasında da fazilet yönünden farklılıklar vardır. İmanın birtakım derecelerinin ve şubelerinin olduğuna ve artıp eksilebileceğine dair ayetlerden, hadislerden ve selefi salihin imamlarından çok sayıda delil vardır. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

Mü’minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfâl, 8/2)

“Bir kısım insanlar, mü’minlere: ‘Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan’ dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir’ dediler.” (Âli İmrân, 3/173)

Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Sizden her kim bir münker görürse onu eliyle düzeltsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle düzeltmeye çalışsın. Ona da gücü yetmezse kalbiyle onu hoş görmeyip kabullenmesin ki bu da imanın en zayıf derecesidir.” [12]

Bilinmelidir ki bu deliller imanın arttığına açıkça, eksildiğine de zorunlu olarak delalet etmektedir. Çünkü imanın artması eksilmesini de gerektirir. Selef imamlarının da dediği gibi, artması caiz olan şeyin eksilmesi de caizdir. Artışla nitelendirilen bir şeyin eksilmesiyle nitelendirilmesi de kaçınılmazdır. Artması mümkün olan bir şeyin eksilmesinin mümkün olmadığı düşünülemez. Kur-an ve Sünnet’te imanın artabileceğine delalet eden bütün deliller eksilebileceğinin de delilidir.

İmam Ahmed b. Hanbel (rahimehullah)’a imanın nasıl eksildiği sorulunca şöyle dedi: “Nasıl artıyorsa öyle eksilir.” [13]

İmam Mücahid (rahimehullah) ise şöyle demiştir: “İman: artar eksilir.” [14]

İmanın Şartları

İslam akidesi altı esas ve usul üzerine bina edilmiştir. Bunlara imanın şartları denir. Bunlar Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayrı ve şerriyle kadere inanmaktır. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır.” (Bakara, 2/177)

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.” (Bakara, 2/285)

Hiç şüphesiz, biz her şeyi bir kader (ölçü) ile yarattık.” (Kamer, 54/49)

Ömer bin Hattâb (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, rasullerine, ahiret gününe ve hayırlısıyla şerlisiyle kadere inanmandır.” [15]

Allah’a İman: Allah’ın herşeyin Rabbi, sahibi, yöneticisi ve yaratıcısı olduğuna, ibadeti tek başına yalnızca O’nun hak ettiğine, kemal sıfatlarıyla tanımlanmış ve her türlü eksiklikten ve kusurdan uzak olduğuna, bütün bu hususların gereklerine bağlı kalarak ve bunlarla amel ederek kesin bir şekilde inanmaktır. Allah’a iman dört hususu içerir ; Allah’ın varlığına iman, Allah’ın rububiyetine iman, Allah’ın uluhiyetine iman, Allah’ın isim ve sıfatlarına iman.

Meleklere İman: Melekler, Allah’ın gayb alemindeki mahluklarındandır. Lütuf ve ihsana mahzar olmuş kullardır. Yemez ve içmezler. Erkeklik ve dişilikle vasfedilemezler. Değişik suretlerde görünme gücüne sahiptirler. Allah onları nurdan yaratmıştır. Tamamen Allah’ın emirlerine uyarlar.

Kitaplara İman: Allah’ın nebi ve rasullerine indirdiği kitapların varlığını, bu kitapların Allah’ın onlarla gerçekten konuştuğunu sözlerinden bazıları olduğunu, nur ve hidayet olduklarını, içerdikleri hususların hak ve doğruluğunu, gönderildikleri ümmetlerin onlara uymalarının ve içerdikleri hususlarla hükmetmelerinin farziyetini kesin bir şekilde tasdik etmektir.

Peygamberlere İman: Rasullere iman, Allah Teala’nın her ümmete bir peygamber gönderdiğini, bu peygamberlerin hepsinin doğru sözlü, takva sahibi ve güvenilir olduklarını, açık beyanı net olarak tebliğ ettiklerini, Allah’ın delilini alemlere sunduklarını, yaratılmış insan olduklarını ve rububiyet ile uluhiyet sıfatlarından hiçbir şeye sahip olmadıklarını kesin bir şekilde tasdik etmektir.

Ahiret Gününe İman: Allah Teala’nın Kitabında, Rasulü’nün sünnetinde, kabir fitnesi, azabı ve nimetleri, yeniden dirilme, haşrolma, havz, amel defterleri, hesaba çekilme, mizan, sırat, şefaat, cennet, cehennem, Allah Teala’nın cennet ve cehennem ehlinin hepsi için hazırladığı şeyler ve kıyametten önce meydana gelecek küçük ve büyük alametler gibi ölümden sonra meydana geleceği bildirilen her hususa kesin bir şekilde iman etmektir.

Kadere İman: Kader, Allah Teala’nın kainattaki olayları ezeli ilmiyle daha önceden bilmesi ve hikmetinin gereğiyle, her şeyi takdir etmesidir. Allah’ın gerçekleşmiş ve gerçekleşecek her şeyi bildiğine, bunu levh-i mahfuzda yazdığına, O’nun her şeyin yaratıcısı, rabbi ve meliki olduğuna kesin bir şekilde inanmaktır. Yine kesin olarak şuna inanmaktır ki, Allah Teala hayrıyla ve şerriyle, tatlısıyla ve acısıyla kaderleri takdir eden; sapıklığı, hidayeti, mutsuzluğu, mutluluğu yaratandır. Eceller ve rızıklar Allah Teala’nın elindedir.

Son olarak belirtmek gerekir ki kişi bu şartların tümüne iman etmedikçe ve gereğini yapmadıkça imanı sahih olmaz. Bunlardan birini inkâr eden kimse iman dairesinden çıkar, küfre düşer. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapıtmıştır.” (Nisâ, 4/136)

Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

DİPNOTLAR
[1] (Meâlimu’t-Tenzil: 7/350)
[2] (Buhari: 22 ; Müslim: 146)
[3] (Mecmûu’l-Fetâvâ: 7/609)
[4] (Buhari: 6924 ; Müslim: 20)
[5] (Şerhu Sahihi Müslim: 1/171)
[6] (El Câmiu li Ahkâmi’l Kur-ân: 2/157)
[7] (Buhari: 87 ; Ebu Davud: 4677)
[8] (el-Âcurri, Kitâbu’ş-Şeria: 2/604)
[9] (el-Lâlekâî, Şerhu Usûli İtikadi Ehli’s-Sünne: 5/956)
[10] (İbn Receb, Tabakatu’l-Hanâbile: 1/130)
[11] (Şerhu’s-Sünne: 1/38)
[12] (Müslim: 78 ; İbn Mace: 4013)
[13] (el-Hallal, es-Sunne: 3/588)
[14] (el-Lalekâî, a.g.e: 5/1023 ; İbn Battâ, el-İbâne: 2/806)
[15] (Müslim: 8 ; Tirmizi: 2610)

Etiketler

Bunlarda ilginizi çekebilir...