İslam Bir Hayat Nizamıdır

Admin İktibas 2.142 Kişi Okudu

İslam, laiklik gibi dini vicdanlara hapsetmiyor.

İslam, insan hayatının bütün yönlerini kuşatan ve bütün meselelerine cevap veren bir nizamdır. Varlığın mahiyetini açıklayan inanç ve fikirleri kapsayan ve insanın bu varoluştaki yerini olduğu kadar varoluş gayesini de belirleyen bir yoldur. İslam bu inanç ve fikirlerden doğan, onlara dayanan, ahlak nizamı ve bu nizamın kendisinden doğduğu kaynak ile bu kaynağa dayanan esaslar ve meşruluğunu bu kaynaktan alan yaptırım gücü, siyaset düzeni, kurumları ve özellikleri; toplum düzeni, esasları ve çeşitli yönleri; ekonomik yapısı, felsefesi ve kurumları; devlet düzeni ve bu düzenin diğer yapılarla ilgi ve bağları gibi düzen ve düzenlemeleri kapsayan ve bunları insan hayatında örnek alınacak kurallar kılan bir yoldur.

İslam için “insan hayatının meselelerinden uzaktır” denemez. Aksi takdirde büyük bir haksızlık yapılmış olur. Çünkü o sadece vicdanlara seslenen bir din olup da inananların özellikle, tek tek veya toplu halde ibadet etmelerini sağlayan bir din değildir. Bu yüzden İslam, vicdanlarla sınırlı soyut bir inançlar dizisi olarak kabul edilemez. Yeryüzünün nimetlerinden yararlanmayı sağlayan ve düzenleyen bir takım kurallar var diye, İslam’ın yalnızca ahirete yönelik bir din olduğu sonucuna varılması gerekmez.

İslam, dünya meseleleri hakkında o kadar yerinde ilkeler getirmiştir ki, bu dini, insan hayatına sırt çevirmiş, yaşanan hayatın yürüyen kurum ve organlarına karşı ilgisiz, insanlara bir takım ibadetleri yapmaları halinde öte dünyada cennet vaad eden soyut bir inanç sisteminden ibaret olarak göstermek isteyenlerin pek abes bir görüş içinde bulundukları son derece açıktır. Zira İslam böyle bir şey değildir. Hiçbir zaman olmamıştır, olmayacaktır da. Belki, yeryüzünde din sayılan yahut bağlıları tarafından öyle kabul edilen, yalnız ayinlerden ibaret fikir ve inanç sistemleri vardır. Fakat böyle bir safsata İslam’a asla isnad edilemez.

İslam dinini hayatın gerçeklerinden koparıp uzaklaştırarak, bu dinin önde gelen maksatlarından biri olan insanlığın kendini gerçekleştirmesine yardım etmekten alıkoymak ve onu sadece vicdanlarda yer bulabilen soyut bir inanç kalıbına indirgemek ve sokmak için, öteden beri büyük çabaların gösterildiği ve halen de gösterilmekte olduğunu biliyoruz. Dünya misyonerliğinin ve siyonizminin uzun asırlar boyunca İslam’a yaptıkları saldırılar, onun evrensel gerçeklerinden doğan her güçlüğü aşıcı kurallarının hayata iştirakinde geçici bir duraksamaya sebeb olmuştur. Bu iki şer kuvvetin el birliği ile uyguladıkları, İslam’ı vicdanlara hapseden, dini sayılı birkaç ibadetten ibaret bir çerçeve içerisine sıkıştıran ve onun hayata yön vermesine, can katmasına, imkân bırakmayan sınır tanımaz metodlar, İslam’ın yenilgisi ile sonuçlanması öngörülmüş bir savaşın ilk aşamasını meydana getirmiştir. Bu hırslı ve garazkar çalışmalar meyvelerini vermiş, İslam dünyasında laik anlayışlar yeşertilmiş, kimi yerde resmi olan kimi yerde de gayri resmi olarak fikirden uygulamaya geçilmiş, hayat bütün İslam ülkelerinde din hayatı ve dünya hayatı diye yapay bir şekilde parçalanmıştır. Buna bağlı olarak bireyin ve toplumun hayatını düzenlemede esas olacak ölçü olarak İslam ve onun kuralları birçok yerde, özellikle de istilacıların güç sahibi oldukları yerlerde toplumdan iyice uzaklaştırılmıştır. Ardından da İslam’dan boşalan yere; gerekçeleri, öncüleri insana, hayata ve hayra ters avrupa kanunları gelmeye başlamıştır. Böylece birinci aşama İslam düşmanlarının başarısıyla bitmiştir. Fakat bununla yetinmeyen şer kuvvetler, bu kez İslam’ı vicdanlardan silip süpürüp, onun yerini insan eseri olan değişken, yanlış, boş fikir ve inançlarla doldurmak için uğraşmaya başlamışlardır. İslam vicdanlara hapsedilmiştir ama , ya ordan kurtulur yeniden hayata karışırsa? İşte bu ihtimal İslam’ın düşmanlarını çok korkutmaktadır. Bu yüzden onu kalplerden de silip kaldırmak ihtiyacı içindedirler ve bunun için çalışmaktadırlar.

Etiketler

Bunlarda ilginizi çekebilir...