Kelime-i Tevhid’in Tefsiri

Admin İktibas 3.234 Kişi Okudu

İmam Muhammed b. Abdulvahhâb’a (rahimehullah) La ilahe illallah’ın anlamı soruldu.

Şeyh şu sözlerle cevap verdi:

Yüce Allah sana rahmet etsin bil ki; bu kelime, küfür ile İslam arasında alâmet-i fârikadır. O, takva kelimesidir ve urvetu’l-vuskâ’dır. O, İbrahim’in, ardından geleceklere, belki dönerler diye bıraktığı kelimedir.

Bu kelime ile istenilen; onu, anlamını bilmeksizin sadece dille söylemek değildir. Şüphesiz ki münafıklar da onu söylüyorlardı, buna rağmen onlar, kâfirlerin de altında “cehennemin (dibinde), en aşağı tabakasındadırlar.” (Nisâ, 4/145) Üstelik onlar, namaz kılıyor, oruç tutuyor, ve tasaddukta bulunuyorlardı. Ancak istenilen; kalp ile bilip kavrayarak, ona ve ehline sevgi besleyerek ve ona muhalif olana buğzedip düşmanlık göstererek söylenmesidir. Nitekim Nebi (sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurmuştur: “Her kim ihlaslı olarak La ilahe illallah derse…” başka bir rivayette: “kalbinden ihlaslı olarak…” başka bir rivayette: “kalbinden sıdk ile…” diğer bir hadiste: “Her kim La ilahe illallah der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddederse…” şeklindedir. Ve bunlardan başka çok sayıda hadis, insanların çoğunun bu şehadetin hakikatinden yana cehalet içinde olduklarına delalet etmektedir.

Bütün bunlardan sonra bil ki, bu kelime nefiy ve isbattır.

Uluhiyyeti; rasullerden hatta Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem’den), meleklerden hatta Cibril’den, peygamberler ve salihler bir yana, o ikisinden bile nefyetmek ve Allah için ispat etmektir.

Bunu kavrayınca, Allah’ın kendi zatı hakkında ispat ettiği ve ondan, bir hardal tanesi ağırlığınca bir şeyin bile Muhammed’e, Cibril’e ve ikisi dışındaki velilere ve salihlere ait olmasını nefyettiği uluhiyyet üzerinde iyice düşün. Ve bil ki, bu uluhiyyeti zamanımızda çoğunluk, “sır ve velayet” diye adlandırmaktadır. Buna göre ilahın anlamı da “sır sahibi veli”dir. Ona Fakir ve Şeyh adını verirler. Umumun adlandırması ise “Seyyid” ve benzeri isimlerdir. Böylelikle Allah’ın, yaratılmışlardan özel seçilmiş kimselere kendi katında bir makam verdiğini ve insanın, onlara sığınmasından, onlara ümit bağlanmasından, onlardan yardım istemesinden ve onları Allah ile kendi aralarında bir vasıta edinmelerinden razı olduğunu zannetmişlerdir. Zamanımızdaki şirk ehlinin haklarında bâtıl zanlar besledikleri vasıtalar, öncekilerin “ilahlar” diye isimlendirdikleri şeyin ta kendisidir. Vasıta ilahın ta kendisidir. O halde kişinin La ilahe illallah sözü, vasıtaların iptal edilmesi içindir. Bu hususu tam bir marifet ile bilmek istersen; bu, şu iki şey ile mümkündür:

Birincisi, şunu bilmendir; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in kendileriyle savaştığı, onları öldürüp mallarını mübah, kanlarını helal kıldığı ve kadınlarını esir aldığı kâfirler, Allah hakkında tevhid-i rububiyyeti ikrar ediyorlardı. O da; Allah’tan başka yaratan, rızık veren, dirilten, öldüren ve işleri çekip çeviren olmadığını ikrar etmektir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “(Ey Rasul!) De ki: Kimdir sizi gökten ve yerden rızıklarndıran, o işitme ve görme melekelerinizi hükmü altında tutan kim! Ölüden diriyi diriden ölüyü kim çıkarıyor, kainatta bütün işleri kim çekip çeviriyor? Hemen: Allah, diyecekler. De ki: O halde (şirkten) korunup sakınmayacak mısınız?” (Yûnus, 10/31)

Bu; yani Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in kendisiyle savaştığı kâfirlerin bunların tümüne şehadette bulunduklarını ve ikrar ettiklerini; buna rağmen bununla İslam’a girmediklerini; ne kan ne de mal dokunulmazlığı kazanmadıklarını; üstelik onların sadaka verdiklerini, hacc ve umre yaptıklarını, ibadette bulunduklarını, Allah korkusu ile haramların bazılarını terk ettiklerini bilmen; oldukça büyük, alabildiğine değerli ve çok önemli bir meseledir.

İkinci bir şey daha var ki, onları tekfir ettiren, kanlarını ve mallarını helal kıldıran odur. Bu da onların Allah hakkında uluhiyyet tevhidine şehadette bulunmamış olmalarıdır. Uluhiyyet tevhidi tek ve hiçbir ortağı olmaksızın yalnızca Allah’a yalvarıp yakarmak ve O’na ümit beslemektir. O’ndan başkasından yardım istenmez, O’ndan başkasına kurban kesilmez, O’ndan başkasına adak adanmaz. Ne mukarreb bir meleğe ne de mürsel bir nebiye! Her kim O’ndan başkasından yardım isterse kâfir olur, her kim O’ndan başkasına kurban keserse kâfir olur, her kim O’ndan başkasına adak adarsa kâfir olur.. ve bunlar gibi ibadetleri Allah’tan başkasına yaparsa kâfir olur.

Bu hususun tamama ermesi de şunu bilmen ile mümkündür: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in kendileriyle savaştığı müşrikler; melekler, İsa, annesi ve Uzeyr gibi salihlere ve evliyadan bunlardan başkasına yalvarıp yakarıyorlardı ve işte Allah onları bu sebeple tekfir etti. Halbuki onlar, Allah’ın yaratan, rızık veren, işleri yöneten olduğunu ikrar ediyorlardı. Bunu öğrendiğin zaman, La ilahe illallah’ın anlamını ve bir peygamberden veya melekten yardım isteyen veya istiğasede bulunan veya yalvarıp yakaran kimsenin İslam dininden çıktığını öğrenmiş olursun. İşte Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in hakkında savaştığı küfür budur!

Bu müşriklerden biri “Biz Allah’ın yaratıcı, rızık verici, bütün işleri düzenleyici olduğunu biliyoruz. Ancak onlar Allah’a yakın salih kimselerdir. Biz de onlara yalvarıyor, onlar için adak adıyor, onlara sığınıyor ve onlardan yardım istiyoruz. Bunu yaparak istediğimiz şey sadece itibar ve şefaattir. Yoksa bizler de Allah’ın yaratıcı, rızık verici, bütün işleri düzenleyici olduğunu anlıyoruz.” Derse, de ki: “Senin bu söylediğin, Ebu Cehil ve benzerlerinin dinidir.” Çünkü onlar da İsa’ya, Uzeyr’e, meleklere ve evliyaya yalvarıp yakarıyor ve bunu istiyorlardı. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “O’nun yanı sıra bir takım velilere tutunanlar ‘biz bunlara sadece bizi Allah’ın yakınlığına erdirsinler diye tapınıyoruz.’ derler.” (Zumer, 39/3) Yine şöyle buyurmuştur: “Allah’ın yanı sıra kendilerine ne bir zarar ne de fayda veremeyecek kimselere tapınıyor ve diyorlar ki: Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” (Yûnus, 10/18) Bunları iyiden iyiye düşündüğün zaman, kâfirlerin Allah hakkında tevhid-i rububiyyete şahitlikte bulunduklarını öğrenmiş olursun. Tevhid-i rububiyyet; O’nu, yaratmada, rızık vermede birlemektir. Onlar İsa’dan, meleklerden, velilerden yardım istiyor; onların kendilerini Allah’ın yakınlığına erdirmelerini, kendileri için O’nun katında şefaat etmelerini kastediyorlardı. Yine öğrenmiş olursun ki; kâfirlerden bazıları -özellikle hristiyanlardan bir kısmı- gece gündüz Allah’a ibadet ederler. Dünyaya karşı zahitlik yapar, ondan kendilerine ulaşan payı insanların duymasından kaçına kaçına tasadduk ederler. Bununla birlikte o kişi, İsa veya velilerden ondan başkası hakkında beslediği itikad ve ona yalvarıp yakarması veya onun için kurban kesmesi veya onun için adak adaması sebebiyle kâfirdir, Allah’ın düşmanıdır ve cehennemde ebedi kalıcıdır.

Böylelikle senin için, peygamberin Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in davet ettiği İslam’ın ne olduğu açık seçik ortaya çıktı. Yine insanlardan pek çoğunun ondan ne denli uzak olduğu ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in şu sözünün anlamı senin için açık seçik ortaya çıktı: “İslam garip olarak başladı, başladığı gibi garipliğe tekrar geri dönecektir.”

Kardeşlerim! Dininizin aslına, onun evveli, ahiri, temeli ve başı olan La ilahe illallah şehadetine sıkı sıkıya sarılın. Anlamını öğrenin. Onu da ehlini de sevin ve onları, uzakta da olsalar kardeşler edinin. Tağutlara küfredin. Düşmanlık gösterip buğzedin. Onları sevenlere veya onlar adına mücadele edenlere veya onları tekfir etmeyenlere veya “onlardan bana ne?” veya “Allah beni onlara mükellef kılmadı” diyenlere buğzedin. Böyleleri Allah hakkında yalan söyleyip iftirada bulunmuştur. Aksine Allah onu, onlardan mükellef kılmış ve onun üzerine; onlara küfretmeyi, kardeşleri ve çocukları olsalar bile onlardan uzaklaşmayı farz kılmıştır.

Ey kardeşlerim! Bunlara sımsıkı sarılın! Umulur ki böylelikle rabbinize, şirk koşmamış kimseler olarak kavuşursunuz. Allah’ım canımızı müslüman olarak al ve bizi salihlere kat!

Sözü; Allah’ın, Kitabı’nda zikrettiği bir ayet ile noktalayacağız. Böylelikle senin için, zamanımız müşriklerinin küfrünün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’in kendileriyle savaştığı kimselerin küfründen daha büyük olduğu açık seçik ortaya çıkacaktır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Size denizde bir sıkıntı dokununca O’ndan başka yalvarıp durduklarınız kaybolur. Biz sizi kurtarıp da karaya ulaştırınca yüz çevirirsiniz. İnsan gerçekten çok nankördür.” (İsrâ, 17/67) Yüce Allah kâfirlerin kendilerine bir zarar dokunduğunda sâdatlarını ve şeyhlerini terk ettiklerini, onlardan hiçbirine yalvarıp yakarmadıklarını, onlardan yardım istemediklerini, ibadeti ortağı olmaksızın yalnızca Allah’a has kıldıklarını, sadece O’ndan yardım istediklerini, rahatlık zamanında da şirk koştuklarını anlatmaktadır.

Günümüzdeki müşrikler ise senin de gördüğün gibi, içlerinden bazıları ilim ehlinden olduğu iddiasında bulunmasına; zühd, ictihad ve ibadet ehli olmasına rağmen, ona bir zarar dokununca kalkar, Allah’tan başkasından, mesela; Ma’ruf’tan veya Abdulkadir Geylani’den veya bunlardan daha üstün olan; Zeyd b. el-Hattab’dan ve Zübeyr’den ve bunlardan daha üstün olan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’den yardım ister. Allah yardımcımız olsun!

Başta ve sonda övgü Allah’ın hakkıdır. Peygamberimiz Muhammed’e, ailesine ve bütün ashabına salat ve selam olsun.

Etiketler

Bunlarda ilginizi çekebilir...