Tağut

Admin Kavramlar 11.995 Kişi Okudu

Bismillah..

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez.

Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Birçok kavram gibi tağut kavramı da ya zihinlerde ya da pratik hayatın bizzat kendisinde canlılığını yitirmiş, tahrife uğramıştır. Öyle ki kendilerini müslüman olarak isimlendiren insanların büyük bir kısmı tağut kavramını hayatlarında bir kere dahi duymamışlardır. Bugün bu cehaletin neticesinde insanlık tevhid dininden uzaklaşarak yeryüzünde egemen olan tağutların dinine sapmış bulunmaktadır. Bu gerçekten hareketle Kur-an’ı öğrenmek, manasının derinliklerine dalmak ve onu pratik hayatlarına indirgemek isteyen her birey için tağut kavramının gerçek anlamını kavraması ve kavradığı tağutu reddetmesi, bu reddi davranışlarıyla göstermesi itikadi bir sorumluluktur.

Tağutun Tanımı

Kur-an’ı Kerim’de tağut kavramı 8 yerde geçmektedir. Bunlar; Bakara 256-257, Nisâ 51-60-76, Mâide 60, Nahl 16, Zumer 17 ayetleridir. Tağut “t-g-y” kökünden türeyen bir kelime olup, mastarı tuğyan’dır. Tuğyan ise; haddi aşan, azan, hakikatten sapan, taşkınlık gösteren ve her sapıklığın başı gibi anlamlara gelir.

Ehli Sünnet İmamlarının Tağut Hakkındaki Sözleri

Tağutun tanımı hakkında alimler çeşitli tarifler yapmıştır. Şimdi bu tariflerden bir kaçını zikredelim:

İbn Cevzi (rahimehullah) şöyle demiştir: “Tağuttan neyin kastedildiğine dair beş görüş vardır; Birincisi: O, şeytandır. Bunu Ömer bin Hattab, İbn Abbas, Mücahid, Şa’bi, Suddi ve diğerleri demişlerdir. İkincisi: O, kahindir. Bunu Said bin Cubeyr ve Ebu’l Aliye demişlerdir. Üçüncüsü: O, sihirbazdır. Bunu Yezid ve Zeccac demişlerdir. Beşincisi: Ehl-i Kitab’ın azgınlarıdır. Bunu da Zeccac demiştir.” [1]

İmam Mücahid (rahimehullah) şöyle demiştir: “İnsanların idarecisi konumunda bulunan, halkın kendisine danışıp işlerinin hükme bağlanmasını istedikleri, insan suretindeki şeytanlardır. Tağut (Allah’ın kanunları dışında) kendisine başvurulan insanların efendisidir.” [2]

İmam Beğavî (rahimehullah) şöyle demiştir: “Tağut, insanın tuğyan etmesine sebeb olan herşeydir.” [3]

İmam Malik (rahimehullah) şöyle demiştir: “Allah’tan başka kendisine ibadet edilen herşeydir.” [4]

İmam Kurtubi (rahimehullah) şöyle demiştir: “Tağuttan kaçının demek; yani tapınılan şeytan, kahin, put ve bunlar gibi Allah’ın dışındaki ma’budu ve sapıklığa çağıran herşeyi terkedin demektir.” [5]

İbn Kayyım El Cevziyye (rahimehullah) şöyle demiştir: “Tağut, kendisine ibadet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsanların tağutu, Allah ve Rasulü’nün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allah’tan başka kendisine muhakeme olunan, ibadet edilen ve Allah’ın emrine dayanmaksızın, Allah’a itaat etmeksizin kendisine tâbi olunanlardır.” [6]  

Seyyid Kutub (rahimehullah) şöyle demiştir: “Gerçeği çiğneyen Allah’ın kulları için çizdiği sınırı aşan düşünce, sistem ve ideoloji anlamına gelir. Bu düşüncenin, sistemin ve ideolojinin, Allah’a inanmaktan, O’nun koyduğu kanunlara uymak gibi herhangi bağlayıcılığı bir kuralı yoktur. İlkelerini Allah Teala’nın kanunlarından almayan her sistem, her kurum, her düşünce, her davranış kuralı, her gelenek tağut kapsamına girer. Buna göre ancak kim tağutun karşısına çıkar ve sistemindeki kâfirliklerin tümünü kökünden reddederek Allah’a inanır ve yalnızca ona boyun eğerse kurtuluşa erer.” [7]

Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi şeytan, kahinler, falcılar, sihirbazlar ve gayb ilmini bildiklerini iddia ederek onların yaptıklarını yapanlar, put olsun, ağaç olsun, insan veya hayvan olsun Allah’tan başka ibadet edinilen ve kendiside bu ibadete razı olanlar, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, İslam ahkâmını terk ederek insanların hayatlarını kendi akıllarından uydurdukları kanunlarla düzenleyen yöneticiler, krallar, meclisler, Allah’ın dışında kendisine muhakeme olunanlar, Allah’a bağlanmayan her çeşit fikir, düşünce, âdet ve alışkanlıklarda birer tağuttur. İşte burada zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz tüm tağutların reddedilmesi Allah’a imanın ilk şartıdır.

Firavunun Tağutlaşması

İçinde yaşadığımız toplum Kur-an’i kavramlardan ve geçmiş dönemde yaşayan Firavun ve Nemrut’lardan habersiz olduğu için günümüz Firavun ve Nemrut’larını tanıyamamaktadır.

Malum olduğu üzere Kur-an’i kavramların en doğru açıklaması yine Kur-an’ın bizzat kendisinde mevcuttur. Allah Subhanehu ve Teala, Musa’ya (aleyhisselam) hitaben Firavun’a gitmesini söylemekte, onun azgınlaştığını, haddini aştığını, tağutlaştığını bildirmektedir.

“Firavun’a git! Çünkü o çok azdı. (haddini aştı, tağutlaştı).” (Nâziât, 79/17)

Bu ayette Allah Subhanehu ve Teala Firavun’un azgınlaştığını, haddini aştığını bildirirken tağut kelimesinin kendisinden türetildiği “tağa” fiilini kullanmış, Firavun’u tağut olarak isimlendirmiştir. Firavun’un tağut olarak isimlendirilmesinin altında yatan en büyük etken ise onun tek başına otorite ve yetki sahibi olduğunu ilan etmesidir. Nitekim bu noktada Firavun şöyle demektedir:

“Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah (otorite) tanımıyorum.” (Kasas, 28/38)

(Firavun) derhal (adamlarını) topladı ve onlara bağırdı: “Ben sizin en büyük rabbinizim” dedi.” (Nâziât, 79/23-24)

Firavun “Ben sizin en büyük rabbinizim”, “Sizin için benden başka bir ilah (otorite) tanımıyorum” derken, hiçbir zaman kendisini göklerin ve yerin sahibi, insanları yaratan, öldüren ve rızık veren olarak nitelendirmemiş, böyle bir iddiada da bulunmamıştır. Bilakis Firavun, tek başına siyasi otoriteye sahip olduğunu, otoritesini bozacak bir gücün olmadığını, idare ve yetkinin, kanun ve yasa koymanın sadece kendi tekelinde olduğunu iddia etmiştir. Firavun insanları yönetme, idare etme noktasında tek başına yetki sahibi olduğunu iddia ettiği için Allah Subhanehu ve Teala tarafından azgınlıkla, tağutlukla nitelendirilmiştir. O halde tağut, Allah’ın indirdiği ahkamı terk edip, beşeri hükümleri ortaya atan ve bu şekilde Allah’ın ilahlığına ve rabliğine karşı tuğyan içinde olan kanun ve yasa çıkarma noktasında kendisini bağımsız ve yeterli görerek azgınlaşan, eline geçirdiği güçle toplumun bütün tabakalarında şirk sistemini hakim kılmaya çalışan, zorbaca insanları ezen, sindiren her türlü kişi, kurum, kuruluş ve otoritedir.

İşte bugünde aynı Firavun’un ilahlık iddiası gibi Allah’ın indirdiği hükümleri bir kenara bırakarak “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sloganına sarılan demokratik sistemler ve bu sistemlerin yöneticileri Allah’ın hükümlerine mukabil ve onların yerine geçmek üzere kanun ve yasalar icad etmekte ve bunlarla hükmetmektedirler. Dolayısıyla demokratik ve diğer ideolojik tüm beşeri sistemler ve onların yöneticileri tıpkı Firavun gibi tağut hükmündedirler.

Tüm Rasullerin Ortak Daveti

Bütün rasullerin ilk davetide, insanları sadece Allah’a ibadet ettirmek ve tağutlardan ve tağutlara ibadetten sakındırmaktır. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve tağuttan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 16/36)

Tağutu Reddetmek

Bilki! Tağutu reddetmeden iman asla kabul olmaz. Nitekim imanın kabul olması tağutların reddedilmesine bağlanmıştır. Nasıl ki namazın şartı olan abdest olmadan namaz olmuyorsa, aynı şekilde dine girebilmenin ilk şartı olan tağutun reddi olmadan da dine giriş gerçekleşmez. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Her kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o kopmayan sapasağlam kulpa yapışmıştır.” (Bakara, 2/256)

Bu  ayeti kerime de ki “sapasağlam bir kulpa yapışmak” için yani İslam’a girebilmek için iki şart zikredilmiştir. Birincisi tağutu reddetmek  ikincisi ise Allah’a iman etmektir. Dikkat edilirse Rabbimiz kendisine imandan önce tağutun reddedilmesini emretmektedir. O halde müslüman olmak ve müslüman kalmak isteyen bir kimse tağuta ibadetin bâtıllığına itikat ederek tağuta ibadeti terk etmesi, tağutun velayetini, hükmünü, savunuculuğunu ve tağuta itaati reddederek Allah’a iman etmesi gerekmektedir. Tağutun reddi kalp, dil ve tüm âzâlarla gerçekleşmelidir.

Tağutu Reddetmenin Gerektirdikleri

Tağuta İbadeti Reddetmek: Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Tağut’a kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.” (Zumer, 39/17)

Bu ayeti kerime de Rabbimiz kullarını ilk olarak tağuta ibadet etmekten sakındırmış daha sonra da tağuta ibadet etmekten kaçınarak sadece Allah’a yönelen kullarına müjdeler olduğunu beyan etmiştir. Cinler ve insanlar sadece Allah’a ibadet etmek için yaratılmıştır. Öyle ise herhangi bir ibadet çeşidini Allah’tan başkasına yapan bir kimse müslüman olduğunu iddia etse de kâfirdir. İman iddiasında olan her bireyin tağuta ibadeti terk etmesi ve tağuta ibadet edenleri tekfir edip onlardan uzak durması gerekmektedir.

Tağutun Velayetini Reddetmek: Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; kâfirlerin velileri ise tağuttur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.” (Bakara, 2/257)

Veli: “Bir işin  idâre ve bakımını  üzerine alan, otorite, dost, yardım  eden, himaye eden,  anlaşmalı,  temsil yetkisine  sâhip olan, başkası üzerinde onun adına tasarruf  yetkisi olan” [8] anlamlarına gelmektedir.

Bu ayeti kerime de iman  edenlerin  velisinin yani onlar adına kanun koyanın, hükmedenin, inanç  ve yaşam  sistemi belirleyenin, ihtilafların çözümü  için  onlara Kur’an ve Sünnet’i indirenin Allah Azze ve Celle olduğu, kâfirlerin ise idare ve yaşam  şeklinde,  kanun ve nizam  belirlemede  Allah’a değil de, kendileri  gibi beşer  olanlara  tâbi olarak tağutların velayetini Allah’ın velayetine tercih ettikleri beyan edilmiştir. Öyle ise tağutları veli edinen bir kimse müslüman olduğunu iddia etse de kâfirdir. İman iddiasında olan her bireyin tağutun velayetini ve tağutu veli edinenleri tekfir edip onlardan uzak durması gerekmektedir.

Tağutun Hükmünü Reddetmek: Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten iman ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tağuta muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” (Nisâ, 4/60)

Bu ayeti kerime de Allah’ın indirdiği hükümleri bir kenara bırakıp kendi nefislerinden uydurdukları kanunlarla hüküm veren tüm kişi, kurum ve kuruluşlar tağut olarak adlandırılmıştır. Ayrıca Rabbimiz tağuta muhakeme olanları ve bu fiili gerçekleştirmese bile tağuta muhakeme olmak isteyenleri iman iddialarında zan sahibi olan kimseler olduğunu yani bu kimselerin müslüman olmadıklarını beyan etmiştir. Öyle ise ihtilafların çözümü için tağuta muhakeme olmak isteyen bir kimse müslüman olduğunu iddia etse de kâfirdir. İman iddiasında olan her bireyin tağutun mahkemelerini ve bu mahkemelerden hüküm talep edenleri tekfir edip onlardan uzak durması gerekmektedir.

Tağutun Savunuculuğunu Reddetmek: Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar; kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.”  (Nisâ, 4/76)

Bu ayeti kerime de Allah’ın dinini yüceltme ve hakim kılma gayesi dışında kurulmuş olan tüm ordular tağut olarak adlandırılmıştır. İnsanlar, iman edenler ve kâfirler olmak üzere iki bayrağın altında, iki ayrı gruba ayrılmıştır. İman edenler, Allah’ın sistemini gerçekleştirmek, nizamını yerleştirmek için savaşanlardır. Kâfirler ise, Allah’ın izin vermediği çeşitli değerleri ve ölçüleri koyup uygulamak, demokratik laik tağuti nizamların bekâsını ve kutsal bayraklarını yüceltmek için savaşırlar. Öyle ise tağutu diliyle, malıyla ve canıyla destekleyen bir kimse müslüman olduğunu iddia etse de kâfirdir. İman iddiasında olan her bireyin tağutun tüm savunucularını tekfir edip onlardan uzak durması gerekmektedir.

Tağuta İtaati Reddetmek: Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“De ki: Allah katında,  kesinleşmiş bir ceza olarak  bundan daha  kötüsünü haber  vereyim mi?  Allah’ın kendisine  lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve  onlardan  maymunlar ve domuzlar kıldığı (Yahudiler) ile tağuta ibadet edenler (itaat edenler); işte bunlar, (cehennemdeki) yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Mâide: 5/60)

Bu ayeti kerime de ki “tağuta ibadet edenler” buyruğundan kasıt tağuta itaat edenlerdir. Zira ibadet itaat etmektir. Kulluğun aslı itaat ve boyun eğmektir. Öyle ise Rabbimizin emirlerine aykırı olan meselelerde tağutun kanun ve yasalarına itaat eden bir kimse müslüman olduğunu iddia etse de kâfirdir. İman iddiasında olan her bireyin tağuta itaati terk etmesi ve tağuta itaat edenleri tekfir edip onlardan uzak durması gerekmektedir.

Anlaşılacağı üzere hiçbir kimse tağutu ve tağutu reddetmenin gerektirdiklerini yerine getirmeden Allah’a doğru bir şekilde iman edemez. Tağutu  reddetmeyen  bir kimsenin müslüman olduğunu söylemesi, namaz ve zekât gibi farzları yerine getirmesi, zina ve faiz gibi haramlardan kaçınması kendisine kâfir isminin verilmesine engel olmadığı gibi; cehennemin ebedi ateşinden kurtulması için bir yarar da sağlamaz.

Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

DİPNOTLAR
[1] (Zâdu’l-Mesir: 1/231-232)
[2] (ed-Durru’l-Mensur: 2/22)
[3] (Meâlimu’t-Tenzîl: 1/350)
[4] (Câmiu li Ahkâmi’l Kur-ân: 5/248)
[5] (Câmiu li Ahkâmi’l Kur-ân: 10/163)
[6] (İlâmu’l-Muvakkıîn: 1/40)
[7] (Fî Zilâl’il Kur-ân: 2/47)
[8] (V-l-y maddesi:  İbn Manzur,  Lisanu’l-Arab)

Etiketler

Bunlarda ilginizi çekebilir...