Temyiz Mahkemesine Başvurmanın Hükmü

Admin Genel 2.171 Kişi Okudu

Bismillah..

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez.

Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Temyiz kelimesi arap lügatinde, ayırmak, seçmek, bir şeyi diğerinden tarif etmek, iyiyi kötüden ayırmak anlamlarına gelmektedir. Türkçeye de arapçadan geçmiş ve zikredilen manalarda kullanılmaktadır. Ancak bilindiği üzere bir kelimenin veya kavramın kullanıldığı ilim dalına ve yerine göre taşıdığı anlam değişir.

Temyiz kelimesi türkçede mahkeme kelimesine “temyiz mahkemesi” kullanımında olduğu gibi sıfat olarak geldiğinde bundan “Yargıtay” anlaşılır. Yargıtay ise; adliye mahkemelerinde verilen hükümlerin temyiz edilebileceği yani (sistemin kanununca) incelenerek doğrudur ya da yanlıştır hükmüne varacağı ve ayrıca kanunla belirlenmiş bazı konulara ilk ve son derece mahkemesi olarak da bakmaya yetkili üst mahkemedir.

Şeyh Sefer Havali bu konu hakkında şöyle demiştir: “Biz şimdi İslam dünyasının birçok ülkesinde bu (tağuti) mahkemeleri görmekteyiz. Kendi isimlendirmelerine göre önce ibtidaiyye (davaya ilk olarak bakan adliye) mahkemeleri daha sonra temyiz mahkemeleri adı altında mahkemeler kurmuşlardır. Temyiz mahkemeleri, ibtidaiyye mahkemelerinde görülen davalara bakar, onların verdiği hükümleri onayan ya da bozan müstesna mahkemelerdir. Temyiz mahkemesinin üstünde yüksek mahkeme, anayasa mahkemesi veya yüksek yargı meclisi vardır ve tabi ki, yargısı da şer’i değildir. Bununla beraber idari mahkemeler, ticaret mahkemeleri, medeni mahkemeler, ceza mahkemeleri, işçi mahkemeleri gibi çeşitli mahkemeleri vardır ve tüm bu mahkemelerin kendilerine göre kaynakları vardır.

Hatta günümüzde durum daha da ileri gitmiştir. İlk olarak bu şekilde mahkemeler kurulur. Arkasından bu mahkemelerde uygulanacak hükümleri öğrenmek için hukuk fakülteleri kurulur. Yeni yeni kanunlar çıkarılır. Liseden başlayıp doktora yapmaya kadar uzanan bağımsız hukuk fakülteleri vardır. Öğrenci, uzman profesörler tarafından burada okutulur. Hukuk fakültesinden mezun olan öğrenci yargı merdiveni basamaklarında dünyalık bir basamağa tayin olur. Sonra yüksek mahkemeye geçinceye kadar ya da oraya başkan oluncaya kadar yükselir. Bu makam, o ülkedeki Allah’ın indirdiği hükümler dışında hüküm verildiği en son makamdır.” [1]

Yukarıda ifade olunduğu üzere, temyiz mahkemesi dendiğinde anlaşılması gereken, adliye mahkemelerinin verdikleri kararların kendisine itiraz edildiği yargıtay mahkemesidir. Bu mahkeme, adliye mahkemesi tarafından verilen kararı düzenin kanun ve yasalarınca ele alır ve inceler. Sonuçta ya bozma ya da onama hükmüne karar verir.

Tutuklu veya tutuksuz sanıklar için temyiz mahkemesine başvurabilmenin tek yolu (!) tağutun temyiz mahkemesine başvurarak verilen hükmün bozulmasını istemektir. Bozulma istemi de ancak verilen hükmün sistemin kanun ve yasalarına uymama iddiasına dayanır.

TCK. 291

1- Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa çevrilir ve tutanak hakimine onaylatılır.

TCK. 302

1- Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün yargıtayca hukuka uygun bulunması halinde temyiz isteminin esastan reddine karar verilir.

2- Yargıtay temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikleri hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebebi ilamda ayrı ayrı gösterilir.

3- Hüküm temyiz dilekçesinde gösterilen sebeble bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık da ilamda gösterilir.

4- Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.

TCK. 288

1- Temyiz ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır.

2- Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.

Daha açık bir ifade ile adliye mahkemesinin (küçük mahkemenin) verdiği hükmü yani infaz ettiği kararını, yargıtay mahkemesine (büyük mahkemeye) düzenin yasalarına göre aykırılık ya da usulüzlük gerekçesiyle bozdurmak için başvurmaktır. Buna misal verecek olursak; Ebu Cehil’in Daru’n Nedve kanunlarına göre mahkeme ettiği bir kimsenin, çıkan hükmü (Ebu Cehil yoluyla) daha üst mahkemedeki Ebu Leheb’e şikayet ederek, Daru’n Nedve kanunlarına göre uygun olmadığı gerekçesiyle tekrar muhakeme yoluyla bozulması için başvurmasıdır.

TCK. 296

2- Temyiz eden red kararının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde yargıtaydan bu hususta karar vermesini isteyebilir. Bu takdirde dosya yargıtaya gönderilir. Ancak bu nedenden dolayı hükmün infazı ertelenmez.

Anlaşılacağı üzere adliye mahkemesinin verdiği hükme itiraz yoluyla yargıtay mahkemesinde görüşülmesi için başvurmak, birden fazla hüküm istemeyi de beraberinde getirmektedir. Zira adliye mahkemesinin hükmü yargıtay mahkemesinde muhakeme olunmakta, adliye mahkemesinde verilen hüküm bozulsun veya onansın bu yargıtay mahkemesinin vereceği birinci hükümdür. Eğer hüküm hukuksuz (!) olduğu gerekçesi ile bozulup, dava yeni bir hüküm için yeni bir mahkeme sevk edildiğinde, yeni mahkemenin vereceği hüküm ise ikinci hükümdür.

TCK. 303

1- Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hallerde yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir.

TCK. 304

1- Yargıtay’ca 302. maddenin birinci fıkrası veya 303. madde uyarınca verilen kararlara ilişkin dosya hükmü veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesi için yargıtay cumhuriyet başsavcılığına verilir. Bölge adliye mahkemesi dosyayı yargıtaydan geldiği tarihten itibaren yedi gün içinde gereğinin yapılması için ilgili ilk derece mahkemesine gönderilmek üzere bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılığına verir.

2- Yargıtay dosyayı 303. madde de belirtilenlerin dışında kalan hallerde yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan bölge adliye mahkemesine veya diğer bir bölge adliye mahkemesine gönderir.

Bunlar, reddetmekle emrolunduğumuz tağuti sistemin halen (!) yürürlükte olan lanetli kanunlarıdır.

Tağutların egemen olduğu coğrafyalarda yaşayan müslümanların iman üzere kalabilmeleri için tağuti sistemlerin kendilerine içinde bulundukları vakıalara dair ne yaptırdığını ve de ne yaptırmadığını bilerek hareket etmeleri gerekmektedir.

Misal olarak: Allah Teala insanların dini ve dünyevi ihtiyaçlarını karşılamak, anarşiyi engellemek, sukûneti ve refahı sağlamak için dini ve dünyevi eğitimi farz kılmıştır. Bunu sağlayacak olan ilimleri tahsil etmek, yerine göre, farz-ı ayn, yerine göre farz-ı kifaye ve yerine göre de müstehabdır. İslam’da bu eğitim, tevhid ilkeleri üzere, sahih fıkıh çerçevesinde verilir. 

Ancak tağuti sistemler, müslümanlara tevhid ilkeleri üzere sahih fıkıh çerçevesinde bir eğitim imkânı tanımayarak bunu yasaklamaktalar. Açtıkları fesâd okullarında, baştan aşağı şirk olan müfredatlarını sistematik olarak uygulamaktalar.

Şimdi cehaleti ortadan kaldırarak ilim öğrenmek Allah’ın emridir diye tağuti sistemlerin fesâd okullarına, bize emanet olan yavrularımızı -sözde- ilim(!) öğrenmeleri için nasıl gönderebiliriz? Bunu hangi müslüman kabul edebilir?

Öyleyse müslümanların her durumda yapacak oldukları ameller için Allah Teala’nın ne dediğine bakması, tağutların müslümanlara ne yaptırdığını iyice anlaması gerekmektedir. Aksi halde kişi, Allah Subhanehu ve Teala’dan başka rab ve ilah edinme tehlikesi ile karşı karşıya gelir.

Şeyh Abdurrahman bin Hasen (rahimehullah) şöyle demiştir: “İnsanların Allah Teala’dan başka taptıkları tüm şeyler onların rabbi ve ma’bûdudur. Allah Teala’ya ve yasalarına rağmen, kendisine her itaat olunan varlık puttur, tağuttur. Her kim, Allah’ın şeriat olarak indirdiğinin ve Rasulü’nün gösterdiğinin dışında bir kimseye mutlak olarak itaat eder ve tâbi olursa, o, itaat eden ve tâbi olan kişinin rabbi ve ma’bûdu olmuş olur.” [2]

Bilinmelidir ki, bir mesele hakkında insanlar nasıl görür, ne hak tanır veya tanımaz değil, Allah ne der, ne hak tanır veya tanımaz önemlidir. Temyiz konusunda tağutun kanunları, kendi mahkemesinin verdiği hükme yedi gün içinde itiraz ederek onu bir üst mahkemeye dava etme hakkı tanımış olabilir. Peki, İslam dini bu konuda böyle bir hak tanımış mıdır? Küçük tağutun verdiği hükmü, büyük tağuta yedi gün içerisinde şikayet ederek bozulmasını istemek İslam dinine göre caiz midir? Elbette ki bu soruya muvahhidlerin vereceği cevap şöyledir: “Tağutun mahkemelerine hüküm için başvurmak küfürdür. Bunun adliye yahut yargıtay mahkemesi olması arasında bir fark yoktur; hepsi tağuttan hüküm istemek olup, küfürdür.”

Şeyh Süleyman bin Sehman (rahimehullah) zaruret adı altında tağuta muhakeme olma konusunda kendisine sorulan soruya şöyle cevap vermiştir:  “Tağuta muhakeme olmanın küfür olduğunu öğrendikten sonra sana şöyle denir: Allah Teala, kitabında küfrün öldürmekten daha büyük olduğunu şöyle zikretti: ‘Fitne öldürmekten daha şiddetlidir.‘ (Bakara, 2/191) ‘Fitne öldürmekten daha büyüktür.‘ (Bakara, 2/217) Bu ayetlerde geçen fitne’den kasıt; küfür ve şirktir.

Bil ki! Gerek çölde yaşayan ve gerekse şehirde yaşayanların hepsinin birbirleriyle, ta ki yok oluncaya kadar savaşmaları, İslam şeriatına ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in getirdiği hükümlere muhalefet eden ve başka hükümlerle hükmeden tağutu, aralarındaki ihtilafı çözme konusunda hakem tayin etmelerinden daha ehvendir.” [3]

Şankıti ise şöyle demiştir: “Allah’ın kanunlarından başka kanunlarla muhakeme olmayı isteyenlerin şirke girdiklerini Nisâ Suresi’nin 60. ayeti apaçık bir şekilde bildiriyor. Ve böylelerinin müslümanlık iddiasını hayretle karşılıyor. Çünkü hem iman ettiklerini iddia ediyorlar, hem de Allah’ın kanunlarından başka kanunlarla muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa aynı kalbte Allah’a iman ile tağuta muhakeme olmaya rıza gösterme bir arada bulunamaz. İşte bu onların iman iddialarında yalancı olduklarını ortaya koymaktadır. Allah Teala, şöyle buyuruyor:

‘Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten iman ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tağuta muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıttırmak istiyor.’ (Nisâ, 4/60)” [4]

Sonuç olarak yukarıda açıklandığı üzere yeni bir mahkeme açmakla, adliye mahkemesinde verilen hükmü bir üst mahkemeye yani yargıtaya götürmek arasında İslami olarak bir fark bulunmamaktadır. Tağuta hüküm(!) için başvurmak her ne ad alırsa alsın İslam dinine göre hükmü aynı olup, kişiyi İslam dininden çıkaran küfürdür.

Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

DİPNOTLAR
[1] (Şerhu Tahkimi’l Kavanin: 75-76)
[2] (Fethu’l-Mecîd: 106)
[3] (ed-Dureru’s Seniye: 10/510)
[4] (Edvâu’l-Beyân: 3/259)

Etiketler

Bunlarda ilginizi çekebilir...