Vela ve Bera

Bismillah..

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez.

Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Bu iki kavram İslam inanç sisteminde son derece önemli bir yere sahiptir. Her müslüman bu iki kavramı, bu kavramların bizden neler istediğini ve buna bağlı olarak bizlere ne gibi sorumluluklar yüklediğini çok iyi bilmek durumundadır.

İslam ile İslam dışı sistemlerin birbirine karıştığı şu dönemde yaşayan insanlar bu iki kavramı ve içeriğini hakkıyla bilmemesi sonucunda kimlerin sevilip kimlerin sevilmeyeceğini, kimlerin desteklenip kimlerin desteklenmeyeceğini ve kimlere velayet verilip kimlere velayet verilmeyeceğini birbirine karıştırmış durumdadırlar.

Allah Subhanehu ve Teala Kur-an’da ayrıntılı bir şekilde mü’minlerin kimleri dost edinmesi kimleri de düşman edinmesi gerektiğini belirtmiştir. İslam’ın ilk geldiği yıllarda insanların dostluk ve düşmanlık bağları kabile, akraba, ırk vb. bağlar üzerine kuruluydu. İslam bunların hepsini reddetti ve bunları cahiliye diye isimlendirdi. Bunların yerine kendi nizamını getirdi. İslam’da dostluğun tek bağı iman, düşmanlığın tek bağı ise küfürdür. Bu noktada akrabalık ve ırk bağlarının hiçbir değeri yoktur.

Vela ve bera kavramı Kur-an’ın üzerinde durduğu en önemli konuların başında gelmekte ve Kur-an’da zikri en çok geçen meseleler arasında yerini almaktadır.

Şeyh Hamid b. Atik (rahimehulah) şöyle demiştir: “Tevhid inancının zaruriliği ve gerekliliği ve bunun karşıtının yani zıddının haramlığı konusundan sonra Allah’ın kitabında tevhid konusundan sonra en çok deliller bu mevzu ile ilgili olarak yer almaktadır. Evet tevhid konusu ile tevhidin zıddı olan şeyin haramlığı konusu dışında hakkında en çok delil bulunan konu vela ve bera konusudur.” [1]

Vela kelimesi lügatte, sevmek, dostluk göstermek, yardım etmek, iki şey arasında tercihte bulunmak, azalarla destek vermek, müttefik olmak ve arkadaşlık yapmak manalarına gelmektedir.

Bera kelimesi lügatte, beri olmak, uzaklaşmak, mesafeli durmak gibi manalara gelmektedir. Vela kelimesinin tam zıddıdır. Yani sevmemek, dostluk göstermemek, yardım etmemek, azalarla destek vermemek, müttefik olmamak ve arkadaşlık yapmamak gibi anlamları ihtiva eder.

Şer’i ıstılaha göre vela ve beranın anlamı; Allah için sevmek, Allah için buğz etmek, her müslümanı sevip yardım etmek, İslam ve İslam memleketini savunmak için canını ve kanını seve seve vermek, kâfirlere düşmanlık ve buğzetmek, onlardan biri gibi olup onlara benzememek ve fikri, kültürel, askeri alanlarda onlarla savaşmaktır. Bundan dolayı müslümanlığını iddia edip de müslümanların acılarını paylaşmayan, sevdiklerini sevmeyen, buğzettiklerine buğzetmeyenin dininde şüphe, akidesinde ise karışıklık vardır. 

Vela ve bera konusu yani kimleri seveceğiz, kimlere dostluk gösterip, velayetlerini kabulleneceğiz, kimlerden de uzak durup, onlara bu manada bir yetki vermeyeceğiz konusu gerçek anlamıyla La ilahe illallah kelimesinin ayrılmaz bir şartı ve vasfıdır. Aynı zamanda bu, La ilahe illallah kelimesinin manasının gerçek anlamda tahkikidir.

İbn Teymiyye (rahimehullah) şöyle demiştir: “Allah’tan başka bir ilah olmadığına dair şehadetin ve tanıklığın tahkiki ya da gerçekleşmesi için, şu noktanın iyi bilinmesi gerekir. Kişi sevdiğini sadece Allah için sevecektir. Buğzettiğine de Allah için buğzedecektir. Dost ve veli edindiği kimseyi de Allah rızası için dost edinecek, velayetini bu manada tanıyacaktır. Aynı zamanda düşman kabul ettiklerini de, Allah’a karşı oldukları için düşman tanıyacaktır. Müslüman Allah’ın sevdiklerini sevecek, Allah’ın buğzettiklerine de buğzedecektir.” [2]

Mü’minlerin Birbirlerini Veli Edinmeleri

Allah Subhanehu ve Teala Kur-an’ı Kerim’in bir çok yerinde mü’minlerin birbirlerini veli edinmelerini farz kılmıştır. Bir kimse ben mü’minim dediği andan itibaren artık velayetini kendisi gibi inanan kimselerden başkasına veremez. Bu onun imanının bir gereği ve akidesinin bir zorunluluğudur. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler.” (Tevbe, 9/71)

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli (dost, yardımcı, önder) edinmeyin. İçinizden kim onları veli edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” (Tevbe, 9/23)

Seyyid Kutub (rahimehullah) şöyle demiştir: “İşte bu ayetle kalp ve akide bağı koptuğu zaman, kan ve nesep bağına da son veriliyor. Allah için yakınlık ve dostluğun son bulması ile ailedeki yakınlık ve dostluğa da nihayet veriliyor. Dostluk, sadece Allah için olmalıdır. Bütün beşeriyet, Allah için dostlukta kaynaşmalıdır. Eğer bu keyfiyet ortadan kalkarsa, dostluk da ortadan kalkar. Bağlar koparılır, ipler kesilir. Buradaki ‘zalimler’ sözü ile, hiç şüphe yok ki müşrikler kastedilmektedir. Böyle bir kavmi -eğer onlar, küfrü imana tercih ediyorlarsa- dost edinmek şirktir.” [3]

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Sizin veliniz (dost, yardımcı ve destekçiniz) ancak Allah, O’nun Rasulü, rukü ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.” (Mâide, 5/55)

İmam Muhammed b. Abdulvahhab (rahimehullah) şöyle demiştir: “İnsan, Allah’ı bir olarak tanısa ve şirki de terk etse fakat müşriklere karşı dostluk sürdürse o kimse yine de  müslüman olamaz. Nitekim Rabbim şöyle buyurmaktadır: Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir toplumun; babaları, oğulları, kardeşleri veya yakınları dahi olsa, Allah’a ve Rasulüne muhalefet eden kimseler için bir sevgi beslediklerini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir.’ (Mucâdele, 58/22)” [4]

Bu ayetlerden açıkça anlaşıldığı üzere iman eden birisi ancak kendisi gibi iman eden kimseleri dost, yardımcı, destekçi, sırdaş, önder ve lider edinebilir. Böylesi kimselerin haricindeki kimseleri veli edinmesi iman ilkesi ile bağdaşmayan bir tutumdur.

Velanın Gerektirdikleri  

– Meşru bir gerekçe olmadığı sürece küfür diyarlarından müslümanların diyarına hicret etmek,
– Müslümanların cemaatine katılmak, onlardan ayrılmamak,
– Kendisi için istediği iyilikleri müslümanlara da istemek,
– Onların kusur ve yanlışlıklarını araştırmamak,
– Düşmanları karşısında müslümanlara destek vermek,
– Onlardan hasta olanları ziyaret etmek,
– Onların mukaddesatına ilişmemek.

Mü’minlerin Kafirleri Veli Edinmeleri

Mü’minlerin kendileri dışında kalan kimseleri ister ehli kitap olsun, ister kafirler olsun isterse de münafıklar olsun farketmez veli edinmeleri kesinlikle yasaklanmıştır. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz.” (Mumtehine, 60/1)

“Ey iman edenler, yahudileri de hristiyanları da veliler edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları veli edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Mâide, 5/51) 

İmam Taberi (rahimehullah) şöyle demiştir: “Her kim mü’minleri bırakıp yahudi ve hristiyanları dost edinirse o kimse onlardan olur. Mü’minlere karşı hristiyan ve yahudilere yardımcı ve dost olursa bu kişi artık yahudi ve hristiyanların dinlerine ve milletlerine tabi olmuştur. Çünkü bir kişinin bir kişiye dost olması ve ona yardım etmesi; ona, dinine ve içinde bulunduğu duruma razı olduğunu gösterir ki böylece ona muhalif olan dine düşman olmuştur. Bu kimsenin hükmü bundan böyle dost olduğu kişinin hükmü gibidir.” [5]

Şeyh Süleyman bin Abdullah (rahimehullah) ise şöyle demiştir: “Allah Teala, yahudi ve hristiyanları dost edinmelerini mü’minlere yasaklamış ve mü’minlerden onları dost edinen kimsenin onlardan sayılacağını bildirmiştir. Bu ise; Mecusileri, putperetsleri ve diğer kâfirleri dost edinen bir kimsenin hükmünün, dost edindiği kâfirlerin hükmü gibi olduğunu ve o kimsenin onlardan sayıldığını göstermektedir.” [6]

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Onlardan çoğunun kafirlere velayet verdiklerini görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır. Eğer Allah’a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onlara velayetlerini vermezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasık kimselerdir.” (Mâide, 5/80-81) 

İbn Teymiyye (rahimehullah) bu ayeti zikrettikten sonra şöyle demiştir: “Allah Teala bu ayette şart cümlesi kullanmıştır. Koşulan şart gerçekleşecek olursa meşrut da gerçekleşir. Eğer şart gerçekleşmeyecek olursa meşrut da gerçekleşmez. Zira Allah-u Teala şöyle buyuruyor; ‘Eğer onlar Allah’a, Nebiye ve ona indirilene inanıyor olsalardı, onları veli edinmezlerdi.’ Bu ayet, zikredilen imanın, kâfirleri veli edinmeye zıt olduğunu apaçık bir şekilde göstermektedir. Çünkü bir kalpte gerçek iman ile kâfirleri veli edinme bir arada bulunamaz.” [7]

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa onun artık Allah ile bir ilişiği kalmaz.” (Âli İmrân, 3/28)

İmam Şevkani (rahimehullah) şöyle demiştir: “-Kim böyle yaparsa onun artık Allah ile bir ilişiği kalmaz- Yani Allah’ın velayet/dostluğu ile bir ilişiği kalmaz, böyle birisi bundan tamamen sıyrılıp çıkmıştır.” [8]

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz ?” (Nisâ, 4/144)

İbn Kesir (rahimehullah) şöyle demiştir: “Allah Teala mü’min kullarını; iman edenleri bırakıp da kâfirleri dost tutmaktan, yani onlarla arkadaşlık etmekten, onlara sır verip can ciğer olmaktan, mü’minlerin gizli hallerini onlara açmaktan men ediyor.” [9]

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur:

“Kâfir olanlar da birbirinin velileridir.” (Enfâl, 8/73)

İmam Kurtubi (rahimehullah) şöyle demiştir: “Yüce Allah bu buyruğu ile kâfirlerle mü’minler arasındaki dostluk (velayet) bağını kopararak mü’minleri birbirlerinin velileri, kâfirleri de birbirlerinin velileri olarak tesbit etmiştir. Bunlar dinleri gereği birbirlerine yardımcı olurlar ve akidelerine uygun olarak ilişkilere girerler.” [10]

Beranın Gerektirdikleri

– Şirkten, küfürden, kafir ve müşriklerden nefret etmek,
– Küfre girmiş insanları dost, yardımcı, önder, lider, yönetici edinmemek,
– Dini yayma ve İslam’ı tebliğ etme gibi şer’i bir maslahat söz konusu olmadığı sürece küfrün hakim olduğu diyarları terk etmek,
– Yeme, içme, giyim, kuşam gibi dünyevi işlerde onlara benzememek,
– Kâfirlere yardım etmemek,
– Kâfirlerin bayram ve törenlerine katılmamak,
– Onların hakemliğine müracaat etmemek.

Vela ve bera Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ifadesiyle İslam’ın en sağlam kulpudur. Kişi velayetini kimlere verip vermeyeceğini iyi tayin ettiği ve berasını kimlere göstereceğinin sınırlarını iyi çizdiği zaman İslam’ın en sağlam kulpuna tutunmuş olur. Bu kulpun kopması mümkün değildir. Kim bu kulpta tutunursa şirk ve küfür bataklığına düşmekten kurtulur, kimde bu kulpa tutunamazsa şirk ve küfür bataklığına düşmekten kendisini koruyamaz.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: 

“İman kulplarının en sağlamı Allah uğrunda dostluk kurmak, Allah uğrunda düşmanlık etmek, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.” [11]

“Kim Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah için verir ve Allah için engel olursa imanını kemale erdirmiş olur.” [12]

İbn Cerir ve Muhammed b. Nasr el-Mervezi, İbn Abbas’tan rivayet ettiklerine göre, demiştir ki: “Kim Allah için sever, kim Allah için buğz eder ve kim Allah için dostluk ve velayet yetkisini kullanır, kim de Allah için düşmanlık beslerse, o kimse bu yaptıkları sayesinde gerçekten Allah’ın dostluğuna erişir (Allah’ın dostluğunu kazanmış olur). Bir kimse de, bu saydığımız nitelikleri taşımadığı sürece, ne kadar çok namaz kılıp oruç tutsa da, imanın hazzına ve tadına erişememiştir. Çünkü böyle insanlarla olan kardeşliğini (münasebetini) sırf dünya ilişkilerine bağlamıştır, böyle bir hal ise kişiye asla hiçbir şey kazandıramaz.” [13]

İbn Abbas’ın yukarıdaki ifadesini açıklarken Şeyh Süleyman b. Abdullah ise şunları söylemektedir: “-Kim Allah için dostlukta bulunursa- demek, sevgi için gerekli olan ve sevginin ayrılmaz bir parçası olan hali açıklamış bulunmaktadır. Bu da gerçek manadaki bir dostluğu ve karşılıklı sevgi ve saygıyı içerir. Burada şu hususa da dikkat çekilmiş olmaktadır. Kişinin mücerred olarak ‘seviyorum’ demesi yeterli değildir. Mutlak surette bunun ayrılmaz bir vasfı olan sevginin yanında dostluğun da beraber sürdürülmüş olmasıdır. Bu nitelikler de şunlardır. Allah için yardım, ikram, saygı, gerek iç görünüş gerekse dış görünüş yönüyle olsun kişinin sevdiğiyle beraber olmasıdır. O’ndan ayrı olmamasıdır.

Yine : -Kim Allah için düşmanlık sürdürürse- ifadesi de şu hususları içermektedir. Allah için buğuza bulunmanın ayrılmaz bir vasfı, Allah için düşmanlığını sürdürmektir. Bu da Allah’a düşman olanlara karşı, aynı şekilde müslümanın düşmanlığını açık ve net bir şekilde ortaya koymasıdır. Kısaca düşmanlığını fiilen ortaya koyacaktır. Mesela Allah düşmanlarına karşı cihad etmek, onlardan tüm ilişkilerini kesip uzak durmak, hem gizli manada ve hem açık anlamda zahiri ve batini anlamda ilgiyi kesmek. Demek oluyor ki, kişi ben buğz ediyorum diye kuru bir iddia ile bunu kanıtlayamaz. Mutlaka buğzun gerekleri ne ise onları da beraberinde yapması gerekir.” [14]

Sonuç olarak, vela bera konusunda muvahhidlerin tavrı özetle şudur; şer’i açıdan küfrü ve şirki gerektiren söz ve fiilleri terk eden mü’mini sevmek, ona dostlukta bulunmak, velayetini kabullenmek ve onun yardımına koşmak gerekir. Ancak kim de bunun aksine bir davranış ve tutumun içinde ise, Allah’a yaklaşmak için böyle bir kimseye karşı kin gütmek, buğzetmek ve ona düşmanlık göstermek gerekir.

Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

DİPNOTLAR
[1] (En-Necât ve’l-Fikâk: 14)
[2] (el-İhticac, bil kader: 62)
[3] (Fî Zilâl-il Kur-ân: 7/213)
[4] (Mecmau’t-Tevhid: 19)
[5] (Câmiu’l-Beyân: 10/400)
[6] (Ed-Dureru’s-Seniyye: 8/127)
[7] (Mecmûu’l Fetâvâ: 7/17)
[8] (Fethu’l Kadir: 1/452)
[9] (Tefsîr’ul Kur-ân’il Azîm: 3/137)
[10] (El Câmiu li Ahkâmi’l Kur-ân: 8/110)
[11] (el-Camiu’s-Sağir: 2778)
[12] (Ebu Davud: 4681)
[13] (Hilyetu’l-Evliyâ: 1/312 ; Camiu’l-Ulûm ve’l-Hikem: 30)
[14] (Tefsîru’l-Azîzi’l-Hamîd: 422)

Etiketler

Bunlarda ilginizi çekebilir...